14 Haziran 2014 Cumartesi

emrah serbes, hikayem paramparça

bir solukta kaç ankaralı yazar sayabilirsiniz?
ama böyle, biri diğerini hatırlatacak, dersin ya, "a bi de şu vardı..." ama aralarında bir frekans denkliği sebebiyle. ben emrah serbes barış bıçakçı murat uyurkulak hakan günday diye giderim herhalde. bugün en azından.

tırnaklarımın pis olmasını izah edebileceğim sebepleri var, gel gör ki izah edecek değilim.

hikayem paramparça anladığım kadarıyla afili filintalardan derlenmiş, gel gör ki benim internet okumalarım çok zayıf olduğundan hiç gönderme yapamıyorum. sadece mış-miş diyebiliyorum.

kitap önce, ne bu yahu, kısa kısa, kafka aforizmalarına mı geldik duygusu yarattıysa sebebi benim önyargılı zevzeğin teki olmaya eğilimimdir. sonra zaten bir baktım kendime rağmen keyif almaya başlamışım çoktan.

katlanmış sayfaları teker taker açalım bakalım oralara benim için neler saklanmış?




"insan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. memleketi o zaman oluyor.doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu."

33. "boşa geçmiş anlamlı günler" başlıklı bölümde antalya'da bir lıklık birahanesinden bahsediyor, bir bakayım internette nasıl bir mekan diyerek kıvırmışım sayfanın kenarını, ama kapanmış lık lık birahanesi, birisi ekşi sözlükte emrah serbes başlığı altında girdiği entry'de bahsetmiş.
bölümde anlatmış orayı işleten yalçın ve aydın. tüm müşteriler gidince ve aydın da gidince, yalçın baha'nın kutupta yaz gibi albümünü koyarmış. bin kez dinlemişler o albümü... ben de duyguya bakayım diye alıyorum buraya kaçınılmaz olarak:


benim için dinlemesi pek kolay değilmiş.

sonraki alıntıyı yazmak değil göstermek istiyorum:


en bayıldığım ve bayıla bayıla yazacağım da şu:

50. yanlış anlama hakkı


bir şeyi yanlış anladığımızda, sakladığımız arzularımızın da ipuçlarını veririz. bir şeyi yanlış anlamaktan ölesiye korkmamızın nedeni bu.


sıradakiiiii, yine görsel olarak geliyor, ancak bunun sebebi üşengeçliğim değil. ilk cümle güzel ama pek benim paylaşacağım bir şey değil gibi. galiba ben burada en çok pessoa ile ilgilendim ve hatta galiba ben bu kitap yüzünden bir pessoa okuyacağım. tırnaklarım halen pis, ama nedense canım henüz yıkamak istemiyor...

son alıntı 66. hisler ansiklopedisi'nden:

"kız arkadaşın var mı?" diye sordu.
"bazen."
"o nasıl oluyor?"
"sadece sarhoşken gidiyorum. bazen içeri alıyor, bazen almıyor. hiçbir şey içmiyor ama kafası benden güzel. komşulara kuzen numarası yapıyoruz. karışık bir durum."
"onu elinde tutmak istiyor musun?"
"bazen."
"o zaman onu sürekli suçla.," dedi. "bazen suçlama sürekli suçla. suçsuzluğunu kanıtlayamadığı sürece sana kötü davranamaz."

of be ya bu öykünün devamında kızarkadaşıyla diyaloğu da çok keyifli... bu öykü keyifli. o yüzden buyrunuz, başlığı afili filintalara bir link haline getireyim tadını çıkarınız.



gelelim yepyeni bir başlığa:

bu kitap yüzünden hangi kitapları da okumak istiyorum:

  • barış bıçakçı'nın aramızdaki en kısa mesafe'sini, 
  • daha önce de dediğim gibi bir pessoa, bakalım nesini artık
  • 51. "insan ziyan olmak için yaratılmıştır" yüzünden, ne kadar kafam basar hiçbir fikrim yok ama bir şansımmı deneyerek schopenhauer, artık ne yapalım, kısmet bugüneymiş diyerek. yine aynı bölüm yüzünden Joshua Ferris'in "bilinmeyen"i, ama idefixte baktım tükenmiş. nereden bulunur acaba?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder